Yanlış okumadınız başlığı. Son günlerde ilköğretim öğrencilerine yönelik dini sevdirme kampanyalarının arkası kesilmiyor. Diyanet’in ilköğretim ve lise öğrencilerine yönelik umre turlarının açıklanmasının hemen ardından Seydişehir Çevre, Kültür, Gençlik ve Sosyal Dayanışma Derneği üyeleri çocukları camiye özendirmek için bir yarışma düzenlemişler. sol Portal‘ın Vatan Gazetesine dayanarak verdiği habere göre 90 gün sürecek yarışmada en çok puana ulaşıp dereceye giren öğrencilere dizüstü bilgisayar, bisiklet, çeyrek altın, MP3 müzik çalar gibi ödüller verilecekmiş. Yarışmanın kurallarına göre sabah ve yatsı namazının puanı 30, öğle, ikindi ve akşam namazanın puanı ise 10 puan olarak değerlendirilecekmiş. Aynı haberde yönetim kurulu üyesi avukat Yasir Dumlupınar’ın aşağıdaki sözlerine yer verilmiş.
Amacımız, Türkiye’de hiçbir toplumu rahatsız etmek değil. Ülke ve toplumun lehine birşeyler yapmak istedik. Bugün gazetelerin üçüncü sayfalarında bol bol cinayet, fuhuş ve uyuşturucu madde kullanma haberleri görüyoruz. Biz, namaz kılan gençlik sayısı arttığı zaman, gazetelerin üçüncü safyasındaki[sic] haberlerin daha da azalacağını inanıyoruz. Eminim ki, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede, bizim kampanyamız hiç bir toplumu rahatsız etmez. Bilindiği gibi Kuran-ı Kerim ilk indiğinde ’oku’ emriyle inmiştir.

Cinayet oranları (Kaynak: Skeptic.com)
Yasir Bey’in yanıldığı iki nokta var. Öncelikle “hiçbir toplumu rahatsız etmez” düşüncesi. Tabi ki eder!. Öncelikle inansın ya da inanmasın Türkiye’nin girdiği yönetimin, devletin gittikçe dindarlaşması yolundan rahatsız olanlar bu girişimi de doğru şekilde ülkenin İslam’a yönelişinin bir yansıması olarak göreceklerdir. Din adına yapılan hiçbir şeyin eleştirilemediği ülkemizde Güneydoğu’da mollaların devlet kadrosuna alınma planından, öğretmenlere kadro yokken Diyanet’e kadro bulunabilmesinden rahatsız olanlar bu girişimden rahatsız olacaklardır, hem de çok. Aslında yapılanın zaten muhafazakar eğilimli ülkemiz orta ve alt gelir gruplarının çocuklarına almakta zorlanacakları dizüstü bilgisayar, bisiklet, altın v.s. gibi hediyelerle rüşvet vermektir. “Gelin camiye sizinde bilgisayarlarınız, mp3 çalarlarınız olsun” demektir. Ben anlamam ama hiçbir ilahi gücün kendisi adına rüşvet verilmesini takdir edeceğini aklım almıyor.
İkinci nokta ise “Biz, namaz kılan gençlik sayısı arttığı zaman, gazetelerin üçüncü safyasındaki haberlerin daha da azalacağını inanıyoruz.” cümlesinin içinde. Bu düşüncenin ardında dindarlığın ahlakı beraberinde getirdiği, ahlakın temelinin din olduğu inanışı yatıyor. Halbuki ahlak anlayışımız ile dindar olmamızın ya da dinin bir alakası yok. Toplumdaki fuhuş, cinayet, uyuşturucu kullanımı gibi sosyal problemlerin din ile önlenemeyeceğini görmek için süper zeki olmaya gerek yok. Sadece azıcık sorgulamak ve araştırmak gerekiyor. Bununla ilgili Türkiye’den araştırma var mı bilmiyorum ama geçenlerde Skeptic.com‘da okuduğum bir makalede bahsi geçen bir araştırma tam da aksini bulmuş. Yasir Bey’in inanışı yanlış yani. Ama araştırmaya dönelim biz.

15 - 19 yaş arası kızların kürtaj oranları (Kaynak: Skeptic.com)
Araştırma en gelişmiş 18 demokratik ülkenin istatistiklerini inceleyerek yapılmış. Sonuçlarına göre dindarlık ile toplumsal problemlerin miktarı arasında bir ilişki var. Ancak bu ilişki sanıldığının, genel olarak inanılanın aksine dindarlık arttıkça toplumsal problemlerin de arttığı yönünde. Yandaki grafikler bunu gösteriyor ama ingilizce bilgisi az olanlar için hemen x eksenlerini açıklayalım (y eksenleri hep aynı 100,000 kişye düşen cinayet sayısı):
sol üst: tanrıya mutlak olarak inananların oranı
sağ üst: ayda birkaç kez kiliseye gidenlerin oranı
sol alt: İncil’de yazılanların yorumlanmadan doğru olduğuna inananların oranı
alt orta: ateist ya da agnostik olanların oranı
sağ alt: insanın evrimine inananların oranı
Arada genellemenin dışına çıkmalar olsa da grafikler kesinlikle dindarlık ve cinayet oranları arasında pozitif bir korrelasyon buluyor (yani dindarlık arttıkça cinayet sayıları da artıyor).
İkinci resimdeki grafikler ise 15 – 19 yaş kızlar arasındaki kürtaj oranları ile ilgili. Bu grafikler de cinayet oranları ile ilgili olanlar gibi dindarlık ile sosyal bir problem arasındaki beklenilenin aksine olan ilişkiye işaret ediyor. Şüphesiz ki dindar olmak bu problemlere yol açıyor demek bu araştırma sonuçlarına göre mümkün değil ancak dinin problemli toplumlarda daha geliştiği şeklindeki açıklama da din adına hiç iyi bir şey söylemiyor.
be grafikte müslüman bir ülke göremedim !
tanrıya mutlak olarak yazmışsınınz bu müslümanlığı göstermez . herkesin tanrı inancı farklı !…
Görmemeniz çok normal çünkü müslüman ülkeler henüz en gelişmiş 18 demokratik ülke arasına bir tane bile örnek sokamamışlardır.
Evet aslında herkesin tanrı inancı farklı. Bu grafikteki cinayet oranlarına ek olarak müslüman ülkelerde bir de namus cinayetleri var ki bu grafikleri alt üst ederdi eğer bir müslüman ülke şans eseri bu 18 ülke arasında olsaydı.